Günümüz Mücadelesi; Monotonlar ve Antimonotonlar


Yaşadığımız dünyaya bakalım. Modern insan olarak adlandırdığımız insan türünün sanayileşme ve bilimin gelişmesi ile neler yapabileceğine hepimiz yakından şahidiz. Bu getirilerinin yanında bir o kadar da götürülerinin olduğu gerçeği kaçınılmaz.

20. yy itibari ile baktığımızda şehirleşme almış başını gidiyor. Başımızı çevirip baktığımızda bir ağacın, bir yeşilliğin verdiği özgürlüğü hissedemez olduk.

Hani dış politikada birçok defa bahsedilen ilkel insan terimini duymuşuzdur. Bu ilkel insan türüne getirileri yönünden bakalım istedim.

Bugün insanoğlu Mars’ta bitki yeşertebilmişken hâlâ dünyada ilkel şartları oluşturma çabasındadır. Sanayileşmenin ve kentleşmenin önüne geçilemeyen günümüzde, özellikle peyzaj ve diğer mimarlıkların çalışma alanlarını biraz inceleme fırsatı bulduysanız insana sunulmaya çalışılan yaşam alanlarında ilkelliği yakalama çabasında olduklarını görürsünüz. İnsanoğlu her ne kadar bilim yapsa da uzay çalışmaları ile farklı gezegenlerde yaşam arasa da insanın hâlâ bu dünyada işi bitmiş değil.

Eğer ütopik kitaplar okumayı seviyorsanız işlenen konuların aslında temel olduğunu görürsünüz. Değişmiş bir düzen vardır ve bu düzene ayak uydurabilen monoton insan türüne rastlarsınız. Monoton insanlar yaşamlarından memnun iken karşıt olarak bu düzene itiraz eden, mutlu olmanın ve insan kalmanın yollarını arayan aynı zamanda monoton gurup tarafından dışlanan antimonoton güruh vardır.

Kendi ifademle antimonoton güruh monotonlaşmış yaşama anlam veremez. İster istemez kendini sorgulamaya başlar. Kendini bir türlü monoton gruba ait göremeyenler antimonoton olup çıkarlar sonunda. Bu öykülemenin yer aldığı hikayelerde antimonoton kişi sonunda kendini diğerlerinden soyutlamış ve huzuru yakalamış durumda (genellikle doğada inzivada) hikayenin final perdesini kapatır. Yıllar önce yazılmış bu eserler aslında başlı başına bir yapıt özelliği taşırlar. Ortalama 80 yıl önce yazılmış olan (Cesur Yeni Dünya, 1984, Fahrenheit vb.) eserler bugünümüzü ve geleceğimizi iyi bir isabetle tahmin etmişlerdir. Bu eserlere yapıt olma özelliğini ,yazarların iyi gözlem ve tahmin yetenekleri verir.

Bugünün dünyasında da durum farksızdır. Monotonlaşmış olan yaşamda, antimonotonlar ilkelliğin yollarını aramaktadır. Bunları iyi gözlemleyen çalışma dalları ise bu işten en kârlı çıkan grup olur. Duymuşsunuzdur, hobi bahçesi bugünkü peyzaj mimarlarının bir numaralı gelir kaynağı olmuştur. Hobi evleri size doğal yaşam şansı veren (öyle hissettiren) beşeri yaşam alanlarıdır. Bunu duyduğumda aklıma ilk olarak fanus içerisinde yaşayan ve hayatlarının sadece o fanustan ibaret olduğunu sanan balıklar geldi. Çok da farksız sayılmaz. İnsanlar devasa binalardan oluşan şehirlerden bir kaç kilometre ötede yüklü miktarlar ödeyerek bir hobi bahçesine sahip olabiliyor ve doğal hayat yaşama şansı elde ediyorlar.

Ha bir de monoton grubu unutmamak gerek. Monoton grubu da bir kaç özelliği ile kendimce anlatmaya çalışayım. Bu grup, evlerini AVM’lere olan yakınlığı ve yerden yükseklik özelliklerine göre seçer. Kesinlikle kötülemeye çalışmıyorum. Sadece kendi gözlem ve düşüncelerimi aktarıyorum. Ev-iş, iş-ev arasında yaşantıları olan ve ömrünün bir çok kısmını ev ve araba sahibi olmak için adayan fedakar (!) insanlardır. İçinde günde 10 saatini harcadığı, yemek yediği ve uyuduğu gösterişli evi için yıllarını harcayan fedakar insanlar… Ne fedakarlık ama!

İşte, dışarı çıkıp kısa bir gözlemden sonra yaşam mücadelesinin aslında monoton ve antimonoton gruplar arasında geçtiğini görürsünüz. Başta bahsettiğim ve politikacılar tarafından kötülenen ilkelliğin, insanın dünyada yaşamı boyunca aradığı en elzem unsur olduğundan kuşkum yok.

Teknoloji ne kadar ilerlerse ilerlesin, bina katları istediği kadar artsın, insanoğlu ilkelliğe ve doğal yaşama her zaman ihtiyaç duyacaktır. İnsanlığın varlığından itibaren en büyük kaybının ne olduğunu sorarsanız kuşkusuz doğal yaşamdan kopuşu diyebilirim. Bu kopuş her ne kadar zorunlu da olsa büyük kayıp olduğu gerçeğini değiştirmez.

İnsanoğlu tabiatla ne zaman iletişimini kesti ise işte o zaman değer bilmez oldu. Kahvaltıda yediği domates, salatalık ne zaman marketlerden ve mobil uygulama ile alınır oldu, insanoğlu saydıklarımın var oluşunu marketten ibaret gördü.

İnsanoğlunun ayakları yerden ne kadar yükseldiyse geçmişe ve ilkelliğe olan özlemi bir o kadar arttı.

Toprakla uğraşan insan toprakla uğraşmayı ne zaman bıraktı, nereden geldiğini ve nereye gideceğini o zaman unuttu.

Meramımı özetlemek gerekirse; insan her ne kadar teknolojide gelişse, farklı gezegenlerde yaşamlar arasa da ilkelliğe ve toprağa yakınlık özlemi ve isteği hiçbir zaman son bulmayacaktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir