Beddualı Çağ


Teknoloji her zaman hayır getiriyor mu insan hayatına? Çokça sorduğum sorulardan birisidir bu. Aslında dürüst davranayım, büyük bir felsefe yapmayacağım. Eleştirim cep telefonları ile ilgili.

Büyük ve anlamsız bir gürültüyle yaşıyoruz  hayatı. Her yerde ulaşılıyor olmanın şımarıklığı zırıl zırıl ötüyor. Her yerde, her zaman  konuşuyor insanlar. Belki de insanlık, tarihinde ilk kez bu kadar çok konuşuyor. Ama anlaşılma seviyemiz bu oranda yükselmedi.

Mahremiyet perdemiz yırtılalı çok oldu. Her şeyi, her konuyu ulu orta konuşuyoruz. Yanımızdakine iki karış beş surat bakışlar atarken, telefondaki değerliye “aa canım” diyerek konuşmaya başlıyoruz. Sesimiz kendi sınırlarımızın ötesine taşıyor hızla. Pis bir tecavüzcü gibi hızla diğerinin alanına nüfuz ediyoruz.

Bekleme salonlarında geçirilen zamanlar önceden benim için kitapla bütünleştiğim zaman dilimleriydi. Şimdi minicik bir makaleyi bile okuyup anlayamıyorum. Çünkü etrafımda sınırlarını öğrenememiş yetişkinler var. Hepsi aynı cümleleri kurarak anlatıyorlar dertlerini.

Uzun otobüs ya da tren yolculukları tam bir terapiydi benim için. Bir kitap bitirmiş ya da güzel bir film izlemiş kadar doyardı ruhum. Doğayla bütünleşerek düşüncelere dalardım. Ama artık mümkün değil. Her yerde ulaşılıyor olmanın gazabına uğruyorum.  Beddualı bir çağ bu çağ anlıyorum,  “torunların hep konuşsun ama hiç anlaşılmasın” diye beddua etmiş birileri.

Bir tren yolculuğunda iki çocuğumla beni gören koltuk yoldaşım, iletişime asla girmek istemediğini asık suratıyla belli ediyor. Muhtemelen onu rahatsız edeceğimizden korkuyor.  Yolculuklarda eskiden beri ağlayan çocuklar korkulu rüyadır ama artık kimsenin böyle korkulu bir rüyaya ihtiyacı yok. Yol arkadaşım ısrarla telefonla konuşuyor. Tüm hayat hikayesini neredeyse öğrendim. Kızım sana söylüyorum gelinim sen anla misali oğullarıma “küçük sesimizle konuşuyoruz”  diyorum; ama hayır anlamıyor.

İnsanlar başkasının sesini duymamak için kendi seslerini yükseltiyorlar. Bir iç huzursuzluğu bu. Bulunduğu yeri ve zamanı reddetme hali.  Yolculuğun yolunu alıp, yolun getirdiği tüm duygu, tanışıklık, paylaşıma kapatma hali.

Modern insan o, “bana ne verebilir ki” diye yaşamaya alıştığı için seni merak etmiyor.  Parası var onun, o istediğini alır. Para verir en iyi doktora gider. Para verir en iyi öğretmeni bulur. Para verir dertleşeceği psikoloğu bulur. Para verir çocuğunun akranlarıyla oynarken öğreneceği şeyleri  kreşten, oyun evlerinden, spor hocalarından öğrenir.  Senin gibi basit bir yol arkadaşından değil.

Thomas Hobbes  “insan insanın kurdudur” der.  Ben de naçizane diyorum ki insan insanın şifasıdır. Bir uzatsak elimizi birbirimize…

Fotoğraf:Andrew Worley

1 yorum

  1. Maalesef bu şikayetlerimizi de bu paltformları kullanarak dile getirmek zorunda kalıyoruz…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir