Kadın


Her ay, bir ay gibi doğar kadın. Ay’ın başında farklıdır, sonunda farklı. Duyguları, hormonları, bedeni değiştikçe değişir. Kadının içinde dünyaya gelecek bir cana hazırlık vardır.  Adı insan olan bir cana. Bir yumurta oluşur, yavaş yavaş gelişir ve ölür. Her ay anneliğin kapısından döner kadın. İşte tam da bu yüzden, eskiden belki çok eskiden, bunun değerini bilen insanlar, eşleri özel günlerine  ulaşınca ve kızları ilk kez özel gününe ulaşınca hediye alırlarmış. Bunlardan birisi İmam-ı Azam Ebu Hanife’dir. Hanımına sıkça “hanımcığım bana kızlarımın özel günlerinden bilgi ver ki onlara hediyeler alayım” dermiş. Çünkü Allah’ın  adından ad  verdiği rahim görevini yapmaya devam ediyor diye. Ama konumuz bu değil.

Benim zihnim ters köşe yapıyor. Peki böyle bir nimet kendisine verildi diye doğurdukça, doğurmalı mıdır kadın. Ya da bir can doğurmak için kırk yıl kara kara düşünmeli midir? Kadınlığın sorgulandığı çok olmuştur tarihte. Asırlar boyunca, bir çok kültürde ama annelik tarihin hiçbir döneminde bu kadar sorgulanmamış ya da kaybetmemiştir. Bunda sanayi devriminin etkisi var biliyorum. Kadının iş gücünden faydalanmak isteyenler anneliği törpülediler ve sevimsizleştirdiler ama konumuz bu da değil.

Bir kesime göre  oturmalı kadın evinde, az okumalı, az  yazmalı, az görmeli dünyayı; evine kocasına kul köle olup bir fabrika gibi çocuk yapmalı. Ya da…

Okudu, yazdı, gördü dünyayı. Kafası çok karışık. Evlenmeli mi? Evet. Peki kiminle?  Erkeklerin kendinden küçük ve kendinden az okumuş, kendinden daha az donanımlı hatta daha az kazanan merakının içinde kadın kendine yer bulabilecek mi? Kadri kıymeti bilinecek mi? Bu vakte kadar gördüğü hayat devam edecek mi yoksa hiç görmemiş gibi dünyayı eve mi kapanacak, evine kocasına kul köle olup fabrika gibi çocuk mu yapacak? Yaş olmuş otuz. Bu saatten sonra kulluk kölelik biraz fazla değil mi? Çocuk desen, doğurmaya küsmüş bu rahim kaç tane yapar bu saatten sonra.

Korktunuz değil mi? Korkmayın burası benim zihnimin içi. Bu dağınıklığı toplamakta benim görevim.

Problem kadın ve sosyal hayat. Elimizde örnek çok az, yaşanmışlık az. İş hayatında başarılı olan kadınlara bakıyoruz onlar da kendi çabalarıyla, düşe kalka, alâ külli hal. Ne devlet bu konuda yeterince hazırlık yapıp çözüyor sorunları ne de halk.

Halbuki kadın okusa, yazsa, görse dünyayı, o bilen haliyle eş olsa, anne olsa. O dünyayı bilen halinin yanına bir de annelik şefkatini, merhametini, sabrını koysa. Kendinden başka bir canı canından çok sevmeyi, canından çok korumayı öğrense. Toplum ya da dünya çok daha farklı olmaz mı sizce?

Çünkü en iyi canından can çıkan bilir, bir evladın aç kalması nedir?  Çünkü en iyi canından çıkan bilir bir evladın yok olması nedir? Çünkü en iyi canından can çıkan bilir ölmek ne demek, öldürmek ne demektir?

Resim: Patryk Mogilnicki

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir