Geleneksel düşünce içerisinde modern ulaşımla İznik’e gitmek

Geleneksel düşünce içerisinde modern ulaşımla İznik’e gitmek

12 Temmuz 2018 1 Yazar: Fotoseyyah

Bu bölge’ye tayinle ilk geldiğimde heyecanım beni yerimde durduramaz hale getirmişti. Bir çok medeniyete ev sahipliği yapan bir coğrafya insana nasıl olur da ilham vermez. Belki de bu bölgeye tayin istememdeki ana sebeplerden birisi de tarihi zenginliğinin ziyadesiyle fazla olması da diyebilirim. Bundan yıllar öncesinin tarihi dokusunu hala içerisinde barındıran İznik de bunlardan birisidir.

Bende bir fotoğraf sevdalısı, outdoor sporcusu ve modern dönemin demir atı olan bisiklet sevdalısı birisi olarak görev yaptığım bölgede kısa kısa keşiflere çıkmaktayım. Bu keşifler bazen uzun olmakta elbette. Bu bağlamda sıklıkla gezdiğim, fotoğrafladığım, kamp attığım, pedalladığım yerleri gezerken okumaya çalışacağım. Bir ağacın yaprağını, bir bölgenin insanını, ansiklopedi okur gibi sindirerek, bir şiir tadında duygusallığın pik yaptığı bir minvalde okuyarak, ya da tanrının insanlara hayat klavuzu olarak bahşettiği vahyi okuyormuş edasında ciddiyetle okumaktır meramım.

Orhangazi ilçesinde ikamet eden ve çalışan birisi olarak sabah erken vakitte taşıyıcımla (bisikletim) İznik’e doğru yola döküldüm. Sahi İznik neresi? Tarihi nedir? Önemi nedir? Tam bir gezgin bloggerı edasında yazmak istemesem de seyyah perspektifinde gittiğim bölgeden etimolojik, demografik ve tarihi anlamda kısa bilgiler geçmek isterim.

İznik, Makedonya Kralı Büyük İskender’in kumandanlarından Antigonius Monophthalmos tarafından M.Ö. 316′ da kurulmuş bir yer. Lysimakhos, M.Ö. 301’de Antigonius’u mağlup etti ve kenti yönetimi altına alarak, o dönemin geleneklerine göre kente sevgili karısının adı olan Nikaia adını vermiş.
  (Nicaea Nilüfer hatun çarşısı)

Yörede egemen olan Bithynia Kralı Zipoites, M.Ö. 279’da Nicaia’yı ele geçirmiş. Nicaia bir süre Bithynia Krallığına başkentlik de yapmış. Adına altın sikkeler basılmış ve bundan böyle tarihte “Altın Şehir” unvanı ile anılmış.

Nicaia, Bithynia Krallığı İle Roma İmparatorluğu arasında uzun yıllar devam eden savaşlara sahne olmuş. Sonuçta, Bithynia ordusu, General Lucullus komutasındaki Roma ordusuna yenilmiş ve bu güzel göl kentine Nicaea adı verilmiş. Şehir M.S. 259 yılında Gotların saldırısına uğramış. Bunun üzerinde Romalılar, Bithynia Krallığı zamanında başlatılan ve M.S. 12 yılında meydana gelen depremde büyük hasar gören surları daha güçlü olarak İnşa etmişler. Şehri 4 ana ve 12 tali kapısı bulunan 4970 m uzunluğunda bir sur ile çevirmişler.

Üç kıtada geniş sınırlara dayanması nedeniyle her konuda güçlüklerle karşılaşan Roma İmparatorluğu, M.S. 476 yılında Doğu ve Batı Roma İmparatorluğu olarak ikiye ayrılınca, İznik sonradan Bizans adını alan Doğu Roma İmparatorluğu sınırları içinde kalıyor ve Nicaea Bizanslıların elinde büyük imar görüyor. Şehre kiliseler, su yolları ve sarnıçlar yapılmış. Selçuklu Sultanı Alpaslan’ın Bizans ordularını Malazgirt’te 1071’de yenmesinden sonra, Selçuklular XI. yüzyılın sonlarında Bizans içlerine kadar yürümüşler. Kutalmışoğlu Süleyman Şah, 1075 tarihinde Nicaea’yı almış ve 1080 yılında Selçuklu devletinin başkenti yapmış. Adını da Nicaea’nın izi anlamında “İznik” olarak değiştirmiş. Böylece İznik, Anadolu’da ilk Türk başkenti olmuş. Türklerin Anadolu’daki ilk başkentinde bu hissiyatlar içerisinde modern at ile geziyor olmak beni tarihin tozlu raflarına geri gönderiyor.

Her neyse.

600.000 kişilik I. Haçlı Ordusu Godefroy De Bouillon’un başkomutanlığında 1097 mayısında İznik’i kuşatmış. Çetin savaşlardan sonra Türkler 1097 haziranında şehri Bizanslılara teslim ederek yağmalanmasını önlemişler.

Haçlıların İznik’i alıp Bizanslılara bırakmasıyla 2. Bizans dönemi başlamış oluyor. Bu mana da Selçuklu Türkleri, şehri ancak 22 yıl kadar ellerinde tutabildiler. IV. Haçlı Seferine katılan Latinler, Anadolu içlerinde kan dökmektense Constantinopolis’i (İstanbul’u) yağmalamayı yeğlediler ve burayı işgal edip Latin İmparatorluğunu kurdular (1204). Bizans’ın saltanat soyu Theodoros Lascaris, İznik’e kaçtı ve burada imparatorluğunu ilan etti. İznik, böylece 57 yıl boyunca başkenti Latin İşgali altında olan Bizans imparatorluğu’nun yönetim merkezi oldu. Bu dönemde surlarda önemli onarımlara girişildi ve surların önüne bir ön duvar (ön sur) inşa edilerek şehrin korunması güçlendirildi.

Başkent İznik’te Theodoros Lascaris’den sonra dört imparator tahta çıktı. Sonuncu olan VIII. Michael (1259-1282), 1261 yılında Constantinopolis’i’ (İstanbul) yeniden ele geçirerek Latin İmparatorluğu’na son verdi. Böylece Constantinopolis yeniden Bizans imparatorluğu’nun başkenti oldu. Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk dönemlerinden itibaren İznik, ilgi çekici bir merkez olarak hep fethedilmek İstendi.
 (iznik Kent meydanı- saat kulesi)

Osman Bey zamanında bu önemli kenti ele geçirmek amacıyla seferler düzenlenmişse de, İznik ancak Sultan Orhan Bey (1326-1362) zamanında 1331 tarihinde fethedildi. Böylece İznik 234 yıllık bir aradan sonra yeniden Türk idaresine girmiş oluyordu. Özellikle II. Murat ve Çandarlılar döneminde şehir tepeden tırnağa İmar edildi ve birçok cami, medrese, han, hamam vs. bu dönemde yapıldı. İznik, İstanbul’dan Anadolu’ya uzanan sefer ve kervan yolunun üzerinde önemli bir durak ve konaklama merkezi oldu. Keza XIV-XVl. yüzyıllarda İznik, Türk kültür hayatında önemli bir yere sahipti. Birçok ulema ve şairin yetiştiği bir kültür merkezine dönüşmüştü. Çağın en ünlü alimleri İznik’teki medreselerde ders vermeye başlamışlardı. Bu yüzden de İznik’e “Ulema Yuvası” (Alimler Diyarı) da denmiştir. İstanbul’un fethi ve Anadolu’daki Osmanlı egemenliğinin pekişmesinden sonra, İznik’in önemi azalmış.

(Orhan Gazi tarafından İznik’in fethiyle 1331 yılında camiye dönüştürülen, romalılar tarafından 7. yy da kilise olarak inşa edilmiş yapı)

 (İznik Ayasofya Orhan Camii diğer görünüm)

Diğer taraftan Kara Halil Paşa’nın idamı, Çandarlı ailesinin nüfuzunun sarsılmasına sebep oldu. Şehrin köklü ve zengin aileleri de İstanbul’a göç etmeye başlayınca İznik gerileme sürecine girerek XVI. yüzyıl sonlarından itibaren boşalmaya ve eski zenginliğini kaybetmeye başladı. Sonuç olarak çeşitli dönemlerin askeri, siyasi, dini, sosyal ve kültürel yaşam biçimlerini bize yansıtan birçok uygarlığın kalıntılarını günümüze taşıyan ve buram buram tarih kokan İznik, yoğun imar faaliyetlerine sahne oldu ve kentte çok sayıda abidevi yapılar inşa edildi.

Tarihin derin izli sokaklarında bisikletinle dolaşmak özgürlüğünden sonra kattığı tek duygu kimler gelip de geçti bu dar-ı dünyadan demekten alıkoyamıyorum kendimi.

 (Sonunda İznik’e vardım fotosu 🙂 … )

Bir göl kenti olan İznik doğasıyla, kültürel zenginliğiyle, çinileriyle, gölün balık çeşitliliğiyle (ki Evliya Çelebi Seyahatnamesinde iznik gölünde o dönem 79 çeşit balık türünden bahseder. Şimdilerde göl kıyısı tamamen fabrikalara esir düşmüş bir durumda olsa da bir dönem öyleydi diyerek gönlümüzü eğleyebiliriz.) insanlarının hoşgörü ve nezaketi ile beni çok etkileyen bir şehir olmuştur.

 (Eski Çinihane)


(İznik Sahil ” Buradan teknelerle balıkçılar açılıp mahallenin çocukları göle giriyorlar hatta küçük çocuklar balıkçılardan arta kalan minik gümüş balıklarını toplayıp evlerine götürdükleri gördüm birçok kez. )

İznik’e arabayla da gittiğim olmuştu ama şimdi bisikletimle gitmek, öncelikle emeğimle şahsi çabamla, bir uğraşı sarf ederek gitmek bana ayrı bir haz vermekte. Bakalım bundan sonra ki süreçte taşıyıcım sevgili bisikletim ve anı yakalamak uğruna nice anlar kaybettiren fotoğraf makinemle daha ne diyarlar ne yapılar ne coğrafyalar ne insanlarla karşılaşacağım.

 ( Kent merkezinde ki ilginç ve ilgi çekici tabela)

Hoş kalın doğayla, sporla, tarihle ve kainat ile başbaşa kalın… Başka yazılarda görüşmek üzere

Fotoseyyah

Gezmek değildir önem arz eden azizim, gezerken biriktirdiğin anılar, gezdiğin yerlerde ki binbir canlı-cansızla kurduğun iletişim ve o anları ölümsüzleştirmektir esas olan. Gezerken okumak mı? İşte tam olarak kastettiğim bu!